Hakkımda

Fotoğrafım
izmir, karşıyaka, Turkey
Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.Hayat kısadır.Öyleyse hayatınızı sevin.Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Sadece kendiniz için yaşayın ve; konuşmadan önce dinleyin, yazmadan önce düşünün, harcamadan önce kazanın, dua etmeden önce bağışlayın, incitmeden önce hissedin, nefret etmeden önce sevin, vazgeçmeden önce çabalayın, ölmeden önce yaşayın. Hayat budur.Onu hissedin,onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.

20 Nisan 2009 Pazartesi

mimlenmişim ,taşınıyorum

kızlar ben taşınıyorum hadii seze ne oluyor böyle blogları dolaştım şöyle kimse havasında değil gibi geldi şöyle toparlanalım havaların güzelliğine kaptırdık galiba kendimizi ayrıca da aşkınay of olmuş biraz üzüldüm severek okuyordum yazılarını bir haftadır nete giremiyorum sanki bir sürü şeyden haberdar değilim gibi geldi :)

vee arkadaşım sarıgülün sorularına geldi, sıraaa


  1. Yıl sonunda zengin olmak koşulu ile bir yıl boyunca kabus görmek istermiydiniz?

ah be gülüm ben o yatağa huzurla yatamadıktan sonra ne yapayım parayı ihtiyacım kadar olsun yeter hatta evde para işleriyle genelde eşim ilgilenir bir yere gidince de bana çok kızar kesin para almamışsındır yanına der tabii parasızda olmaz ama beraber olunca ödemeyi o yapıyor ya! benimde işime geliyor tabii::)


2)Kör olmak ve sağır olmak arasında nasıl bir seçim yapardınız?


nasıl yaparım be gülüm rabbimin sunduğu sayısız nimetlerden iki tanesi nasıl vazgeçerim onlardan


3)Öleceğiniz anı bilmek istermiydiniz?


tabiiki hayır hani kemal sunalın öyle bir filmi var yaa rüyasında görüyor öleceği anı ben de öyle telaşe vermek istemem heryeri sonra salya sümük ilk anneme sarılırdım heralde öhöööööö


4)Bu gecenin son geceniz olacağını öğrenseniz birine söylemediklerinizden dolayı üzülürmüydünüz?


kız seni allah kahretmesin nasıl sorular böylee zaten içim tuhaf ;eşime kocamaaaan sarılırdım çocuklarımada ama rabbimden dileğim benim canımı onlardan önce alsın yani mümkünse

5)Bir yıl boyunca her şeyin mükemmel olduğu ancak yıl sonunda o yılı unutacağınızı bile bile yaşanmasını istermiydiniz?

isterdim;mükemmelliği yaşıyorum sunuçta ama benim için mükemmellik kocam çocuklarım yanımda olsun her istediğimde kocaman sarılayım onlara yeter::)unutsamda mutlaka huzuru yansıtır

6)Eviniz yanıyor,aileniz ve siz kurtuldunuz.Son birkez daha eve girme şansınız.olsa neyi kurtarırdınız?mutluluğumu yansıtan ,mutlu günlerimi anımsatan herşeyi diyebilirim bide temizlik malzemelerimi heralde

11 Nisan 2009 Cumartesi

bu kadar sevebilir misiniz?

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez… Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra,bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için,hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.

Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında... Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onların ki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü...
Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca, 'bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur' diyerek devam ettiler hayatlarına.

Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... 'Senin için ölürüm' derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam da 'Hayır, ben senin için ölürüm' diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, 'Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....
'Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,
'Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma' Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi ya zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler.

Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı.

Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde 'satılık' levhası asılı olan. 'Ne dersin, bu evi alalım mı?' dedi adama.
'Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...' 'Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?' diye yanıt verdi adam. 'Amerika'daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....' Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu, adam Amerika'ya giderken. Her gün , her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında.
Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: 'Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...' Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, 'Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat' diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, 'Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım' diye sözünü kesti arkadaşı. 'O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya...

'Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları' diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi.
İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında…
Ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, 'son bir kez kucaklamak isterim seni' diyecek oldu ama kadın, 'defol' dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın.
Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika'ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı.

Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. 'Sen, buraya ne yüzle geliyorsun' diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.
'Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.' dedi genç kadın.

Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: 'Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika'daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika'ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim Sana bu kutuyu vermemi istedi.'Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın… Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda. İlk kâğıtta, 'Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem' diyordu... Sırayla okudu; 'Seni çok sevdim', 'Seni sevmekten hiç vazgeçmedim', 'Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.' 'Fakat benim için ölmeni istemedim' 'Şimdi bana söz vermeni istiyorum.' 'Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?'

son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kâğıtta şunlar yazılıydı: 'Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım.Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....'
biliyorum ki çoğunuz bu yazıyı okudunuz ama beni her okuduğumda yüreğimin titremesine neden olan yazıyı birde sizlerle paylaşmak istedim

ben geldiiim


yorum yazan bütün arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum ama maalesef bilgisayarım hala servistee hain servisçi hala getirmedi yaa bak nasıl sinir etti beni sadece pawsapı (doğru yazmışımdır umarım)bozuldu sadece, bir ara bilgisayar faresiydim her şeyden anlardım 2gb lık bir bilgisayarım vardı,onu boza yapa her haltını öğrenmiştim tabii ozaman çoluk çocuk yoktu işim gücüm işimmmdi ;)yani kocam amerikaya gidiyo diye iş sevdasından vazgeçmiş değilim ama hayırlı zamanı bekilyorum rabbimin bana sunacağı o hayırlı zamanı neysee kızlar nerden nereye geçtim bak sen benim bilgisayar bozul elektrik gediyo gibi yaptı woltaj düştü pc den garip kokular gelmeye başladı kapattıktan sonra anladım ki pc hastalanmışş:(
şimdi sevgili eşimin ablasından yazıyorum çok severim ablacığımı ama kaçmak zorundayım bak fotoğrafsız yazı eksik yazı gibi geliyor ama idare edin arkadaşlar hepinizi çook seviyorum bide yaz geldi ya insan evde zor duruyor daha öncede yazmıştım yazılarımda izmirimin sıcağı yapış yapıştır nisanda milleti bıraksan donla gezcek sokokta::)allahtan ben donla gezemiyorum ama atahanın donlu fotoğraflarını size göstercem (ne biçim yazı oldu beee)

7 Nisan 2009 Salı

biraz yokum

kızlaar elektrikler gitti benim bilgisayar zarar gördü servide gönderdim ne zaman gelir bilmiyorum yazacak çok şey var ammmaaaaa:(